Ayrı Dava Karara Bağlanmamışsa

Ayrı Dava Karara Bağlanmamışsa

Ayrı Dava Karara Bağlanmamışsa

Konuya öncelikle 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin hükümlerine göre incelemek gerekmektedir. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 162/2 inci maddesine göre boşanma veya ayrılık davası açıldıktan sonra karı kocadan her biri dava devam ettikçe diğerinden ayrı yaşama hakkına haizdir. O halde eşinin açmış bulunduğu bir boşanma veya ayrılık davasına muhatap olan eş ortak yaşamdan ayrılabilir.
Ortak yaşamdan bu sebeple ayrılan eşin ortak yaşamdan ayrılmada ki haklılığı boşanma veya ayrılık davasının ret edilmesine veya red kararının temyiz başvurusu yapılması durumunda temyiz kararının kesinleşme tarihine kadar devam eder. Kesinleşme tarihinden sonra başka bir sebep de yoksa artık o eşin ortak yaşamı Medeni Kanunun 132 inci maddesinin öngördüğü şekilde terk ettiği var sayılır. Böyle bir durumda ihtarın geçerli olabilmesi için hükmün kesinleşmesinden itibaren iki ay geçmesi zorunludur. Hukuk Mahkemeleri Usul kanununa göre ihtarın bu iki aylık süre içerisinde yapılmaması gerekir. İki aylık süre geçmeden yapılan ihtar geçersizdir. Bu ihtar ile açılan boşanma davası sonuç doğurmaz.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 197 f. 1 hükmüne göre ise eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle;
kişiliği,
ekonomik güvenliği,
ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.
Görüldüğü üzere eşin ayrı yaşama hakkının bulunduğu haller açık seçik gösterilmiştir. Bu haller gerçekleşmişse ne olacaktır? 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 197 f. II hükmüne göre birlikte yaşamaya ara verilmesi bir haklı bir sebebe dayanıyorsa
Haklı sebep her davada aile mahkemesi hakimi tarafından değerlendirilecektir. Hakimin takdir hakkı içerisindedir. Hakimler arasındaki genel kabul gören uygulamada bu gibi durumda kalarak takdir hakkını kullanan hakim gerekçeli kararını açıklar. Olası bir temyiz durumunda bölgenin toplum özelliklerinin değerlendirilmesi yargıtay tarafından da değerlendirilmesi bu uygulama sayesinde daha doğru ve gerçekçi olacaktır.
aile mahkemesi hakimi, eşlerden birinin istemi üzerine; birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya, eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Her türlü önlem alınabilir.
Eşlerin ayrı yaşama hakkı olup olmadığı aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi ) hakimi tarafından belirlenecektir;
“…… Medeni Kanun ile muayyen hükümler mahfuz olmak üzere, hakim iki tarafın iddia ve müdafaaları ile mukayyet ( bağlı) olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. ( HUMK. md. 74 ) Davacı; davalının ortak hayatın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmekten kaçındığını, kendisini evden uzaklaştırdığını, ortak konuta anne ve babasını getirdiğini onlarla birlikte yaşayamaya başladığını, ortak konuta dönme girişimlerinin de davalının uzlaşmaz tavrı nedeniyle sonuçsuz kaldığını ileri sürerek, Türk Medeni Kanununun 197/2. maddesi gereğince, ortak konuttan ve ev eşyasından yararlanmasının sağlanması için gerekli Önlemlerin alınmasını ve davalının yapması gereken parasal katkının belirlenmesini istemiştir. Toplanan delillerden davalının, bir süre ayrı yaşayalım diyerek davacıyı evden uzaklaştırdığı, daha sonra ortak konuta kendi anne ve babasını getirerek onlarla birlikte yaşamaya başladığı anlaşılmaktadır. Davalı, davaya verdiği cevap dilekçesinde, evliliğin devamında hiçbir fayda kalmadığını, boşanma davası açmak üzere olduğunu bildirmiştir. Gerçekleşen bu olgular karşısında birlikte yaşamaya ara verilmesi davacıdan değil davalıdan kaynaklanmaktadır. Bu yönüyle davacı ayrı yaşamakta haklıdır. Şu halde, Türk Medeni Kanununun 197/2. maddesi gereğince; konut ve ev eşyasından eşlerin hangi oranda yararlanacağının ve davalının, davacı eşe yapacağı parasal katkının belirlenmesi gerekirken , istek dışında yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”
Eşlerden biri haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hale gelmesi üzerine de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 197 f. III hükmüne göre yukarıda söz ettiğimiz istemlerde bulunabilir.
Yargıtay ihtar döneminde süren boşanma davasının çağrıyı engelleyeceği görüşündedir. Örneklemek gerekirse;
“Taraflar arasındaki 2000/459 esas sayılı boşanma dosyası 13.9.2001 tarihinde kesinleşmiş ihtar ise 11.5.2001 tarihinde istenmiştir. Davalı bu dönemde açıklanan boşanma davası nedeniyle ayrı yaşamakta haklı olup, ihtar hukuki sonuç doğurmaz. Davanın reddi gerekirken….” Y2HD. 06.06.2002. 6**5-7**2.
Boşanma davası derdest olduğu sürece davet edilen eş ayrı yaşama hakkına sahiptir;
Derdest: Görülmekte olan bir davanın devam etmesi anlamına gelir ve kesinleşen bir kararın öncesine kadar olan süre için kullanılan hukuki bir terimdir.
“Dava terk hukuki sebebine dayalı olarak açılmıştır. Koca tarafından 6.8.2003 tarihinde ihtar kaleme alınmış, bu ihtar 10.9.2003 ’te davalıya (kadına) tebliği edilmiştir. Toplanan delillerden; kadının ihtar istek tarihinden dört ay, üç gün önce 3.4.2003 te evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek (MK.m. 166/1) boşanma davası açtığı ve bu davanın 12.6.2003 ’te retle sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Bu dava derdest olduğu sürece davet edilen eş (kadın) eşinden ayrı yaşama hakkına sahiptir. (MK.m. 197) Ayrı yaşamanın haklı olduğu dönemde gönderilen ihtarın samimi bir düşünceden kaynaklandığı kabul edilemez. Medeni Kanunun 164. maddesinin aradığı koşullar oluşmamıştır. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde boşanmaya hükmedilmesi yerinde değildir. Bu nedenle Kararın bozulması gerekmiştir.” Y2MD, 13.10.2004. 1***5-1***5.
Dikkat: 12 haziranda red edilen davanın kesinleşme tarihi ve ihtar tarihide 6 ağustos günüdür. iki aylık sürenin dolmasına sadece 6 ALTI gün kala ihtar yapıldığı için 15 ay sonra dava kararı bozulmuştur. sadece ama sadece altı gün için bu kararın çıkmasına izin veren boşanma avukatına güvenen davacının durumu ortadadır. Tavsiyemiz her zaman uzman bir boşanma avukatının yanınızda olmasıdır.
Yargıtay sadece boşanma veya ayrılık davasının değil başka davaların da varlığını ihtar göndermeye engel görmektedir. Örneklemek gerekirse;
“…. İhtar döneminde davalı tarafından 7.7.2003 tarihinde tedbir nafakası davası açılmış, ihtar 18.7.2003 tarihinde istenmiştir. Bu yönüyle ihtar samimi olmadığından ve geçersiz bulunduğundan davanın reddi gerekirken kabulü ve yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.” Y2HD. 23.12.2004. 1***5-1***8
“Kadının 9.8.2000′de açtığı maddi manevi tazminat davası ile 5.10.2000’de açtığı ziynetler hakkındaki davanın 13.9.2003 ’te kesinleşmesine, bu davalar devam ederken kocanın ihtar gönderip eşini eve davet etmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağına, davalının (kadının) eve dönmemekte haklı bulunmasına göre, terke ilişkin davanın reddine ilişkin hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.”
Görüldüğü üzere eşin maddi manevi tazminat davası veya ziynete ilişkin eşya davası varken bile ihtar gönderip eşini eve davet etmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağına hükmedilmiştir. Bu durumda eş ne yapacaktır?
Eşya ( Ziynet davasının ) ya da maddi manevi tazminat davasının sonuçlanmasını beklemesi gerekecektir. Sebep: Kocasından altınlarını geri istemiş bir kadının; kocasının eve dön çağrısına uyması hayatın olağan akışına aykırıdır, eve dönmesi kadından beklenemez, koca dürüstlük kuralına aykırı davranmıştır.